2.) HUNLAR
Yukarıda belirtmeye çalıştığımız bu büyük coğrafyada yaşayan Türk devlet ve topluluklarının varlığı, aynı zamanda onların büyük bir tarihe ve kültüre de sahip olduklarının açık bir delilidir. Her ne kadar yaşanılan topraklar çok geniş ve dağınık gibi görünüyorsa da, aslında bütün Türk kavim ve topluluklarını birbirine bağlayan ortak bir tarih ve kültür daima var olmuştur. Dolayısıyla, Türk tarihini bir bütünlük içerisinde ele almak ve değerlendirmek şarttır. Bu açıdan değerlendirildiğinde kurulan her Türk devleti birbirinin devamından ibarettir. Ayrı coğrafya veya zamanda ortaya çıkmış olsalar veya ayrı medeniyet dairesinde yer alsalar bile, Türk tarihinin, anlayışının ve yaşayışının ortak değerlere sahip olduğu unutulmamalıdır.
1.) ASYA HUNLARI
Ana vatan coğrafyası
içerisinde kurulan ilk büyük Türk Devleti Hun Devletidir. Çin kaynaklarında
Hiung-nu diye adlandırılan Hunlar ile ilgili ilk bilgiler M.Ö. I. bin yıllarına
kadar çıkmaktadır. Ancak Çin kaynaklarındaki bilgiler, Hunların güçlenmeleriyle
birlikte M.Ö. IV. yüzyılın sonlarına doğru artmaktadır. Bu tarihlerde
Hunlar, Ötügen merkez olmak üzere Orhun bölgesi ve Altay dağları civarında
oturuyorlardı.
M. Ö. III. yüzyılın
ikinci yarısına doğru Hiung-nu yani Hun boylarının Çin üzerindeki baskıları
iyice artırmıştır. Çinliler, kuzeyden gelen saldırılara karşı, çok
eski devirlerden itibaren kuzey sınırı boyunca savunma duvarları yapmaya başlamışlardı.
Nihayet artan Hun saldırılarına karşı, sınırdaki bu duvarların birleştirilmesi
M.Ö. 214 yılında tamamlanmış ve meşhur Çin Seddi ortaya çıkmıştır.Hunların
bilinen ilk hükümdarı, Şanyü ûnvanını taşıyan, Tuman (Teoman)dır.
Hunlar, Tuman zamanında güçlü bir siyasî birlik olarak ortaya çıkmışlardır.
Tuman, oğlu Mete ile giriştiği siyasî mücadele neticesinde ortadan kaldırılmıştır
(M.Ö. 209). Çin kaynaklarının Mete (Mao-tu) adını verdikleri bu büyük
hakanın adının Türkçe karşılığının, Bagatur veya Bahadır gibi bir ad
olduğu sanılmaktadır. Mete, Hun tahtının meşru varisi olmasına rağmen,
üvey annesinin kışkırtmasıyla, babası tarafından Hunların düşmanı
olan Yüeçilere rehin olarak verilmişti. Buradan kaçmayı başaran Mete,
babasına karşı mücadeleye girişti.
Demir bir disiplin altında
yetiştirdiği ordusuyla babasını yenerek ortadan kaldırmıştır. Böylece
M.Ö.209 yılında Hun çağının en parlak devri olan Mete devri de başlamış
oluyordu. Bu tarihî olay "Oğuz Kağan Destanı"nda, Oğuz Kağanın
babasıyla yaptığı mücadeleye ilham olmuştur.Devleti yeniden eşkilâtlandıran
Mete, doğudaki Moğol-Tunguz kabileleri birliği Tung-hular'ın ısrarlı
toprak taleplerine savaş ile karşılık verip onları perişan ettikten sonra,
güney-batıya dönerek, İpek Yolu'na hâkim durumdaki Yüeçiler üzerine yürüdü.
Yüeçileri daha batıya sürdü. Ardından Çin topraklarına giren Mete, Çin
İmparatoru Kao-ti'nin 320 binlik tamamı piyadelerden oluşan ordusunu, Turan
taktiği ile çember içine aldı. İmparator, ancak Hunların bütün şartlarını
kabul ederek kendisini ve ordusunu kurtarabilmiştir(M.Ö.201) Yapılan anlaşmaya
göre Çin İmparatoru, Hunların yaşadığı bütün toprakları Hun devletine bırakmayı,
yıllık vergi yanında yiyecek ve ipek vermeyi kabul etmek zorunda kalmıştır.
Bir süre sonra Mete,
Isık göl etrafında oturan Vusunları hâkimiyeti altına aldı. Böylece
devletin sınırları, doğuda Mançurya'dan batıda Aral gölüne, kuzeyde
Sibirya'nın içlerinden güneyde Çin Seddi ve Tibet'e kadar uzanmış
oluyordu. Mete bu sınırlar içinde yaşayan bütün konargöçer kavimleri bir
bayrak altında toplamış ve M.Ö. 177'de Çin hükümdarına yazdığı
mektupta "Eli ok ve yay tutan herkes Hun oldu" diyerek millet olma şuuruna
güzel bir örnek vermiştir. Büyük Hun Hakanı Mete'nin yönetim ve askerlik
alanında yaptığı düzenlemeler, Türk devlet geleneğinde önemli bir başlangıçtır.
Sonradan kurulacak Türk
devletleri de, bu gelenek üzerinde yeşereceklerdir. Mete M.Ö. 174'te ölünce
yerine oğlu Kiyük geçti. Kiyük, Tanrı dağları civarını ellerinde tutan
Yüeçiler'i, kesin olarak mağlűp ederek, batıya sürmüş, Yüeçilerin
batıya göçü ise Batı Türkistan, Afganistan ve Hindistan için önemli sonuçlar
doğuracak olan bir kavimler hareketine sebep olmuştur. Mete'nin Çin ile yaptığı
anlaşma, onun döneminde de devam etmiş ancak M.Ö.166 yılında Çin'e bir
sefer düzenlemiştir.
Kiyük'un ölümünden
sonra (M.Ö.160) Çin, politikasını değiştirerek, Hunlara üstünlük sağlamak
için büyük reformlara girişmiş ve ordusunu Hunları örnek alarak yeniden
tanzim etmiştir. Ayrıca Hun siyasî birliğini içten parçalamak maksadıyla
iç mücadeleleri ve bazı kavimleri kışkırtmıştır. Bu faaliyetlerinin
sonuçlarını almakta gecikmeyen Çin, Kiyuk'un oğlu Kun-şin (M.Ö.160-126)
devrinden itibaren inisiyatifi ele geçirir. Bu dönemden sonra gerileme dönemine
giren Hun akınları kuzeyde durdurulurken, Çin'in karşı saldırıları ile
İpek Yolu üzerindeki memleketler de birer birer elden çıkmaya başlamıştır.
İpek Yolu'nun kontrolünün Çinlilerin eline geçmesi Hunlar için tam bir yıkım
olmuş, iktisadî ve siyasî bakımdan yaşanan zorluklar Hunların ikiye bölünmesiyle
neticelenmiştir. M.Ö. 58 yılında tahta çıkan Ho-han Ye'nin sıkıntıları
aşmak için Çin'e tâbi olunması gerektiği fikrini savunması ve bunu şerefsizlik
sayan kardeşi Çi-çi'nin ona karşı çıkması üzerine Hunlar ikiye bölündüler.
Ho-han-ye Çin himayesini kabul edip,
halkının bir kısmını Çin'in kuzey sınırındaki Ordos'a gönderirken, Çin'e
bağlanmayı kabul etmeyen Çi-çi, kendine bağlı boylarla batıya çekildi
(M.Ö.54 ) ve Çu-Talas boylarında bağımsızlığını ilân etti. Çi-çinin
kurduğu Batı Hun Devleti fazla ömürlü olamadı. Çi-çi, Talas ırmağı
boylarında kurduğu şehirde kalabalık Çin ordularının muhasarasına maruz
kaldı. Meydan savaşına alışkın olan Hun ordusu, kale savunmasında başarılı
olamayarak, Çinliler tarafından imha edildi (M .Ö. 38) ve böylece batıdaki
Hun devleti yıkılmış oldu. Çin'e bağlanan Hunlar da kısa bir süre için
güçlenmişlerse de M.S.48 yılında bu devlet de kuzey ve güney olmak üzere
ikiye bölünmüştür. Kuzey Hunları, batıdaki Hunlarla birleşirken, Güney
Hunları Çin sınırına yerleşmiş ve M.S.216 yılına kadar varlıklarını
sürdürmüşlerdir. Çin hâkimiyetindeki 5 bölgede 19 boy hâlinde teşkilâtlanan
Hunlar, gittikçe
çoğalarak siyasî bir güç oluşturmuşlar ve nihayet 4.yy'dan itibaren, Çin'deki
iç savaşlardan da yararlanarak, Kuzey Çin'de
dörtdevletkurmuşlardır:
1-Kuzey Çin merkezli, Han ve Ön Chao devleti (304-329)
2-Kuzey-doğu Çin merkezli, Arka Chao devleti (319-351)
3-Kansu'da, Kuzey Liang devleti (401-439)
4-Ordos'ta, Hsia (407-431)
Bu Hun devletlerinin ortak özelliği, hâkimiyetlerini Çin'in tamamında meşru kılmak maksadına sahip olmaları ve bu nedenle de Çin isimlerini seçmeleridir.Nitekim devlet anlayışı ve yaşayış bakımından bu devletler Hun karakterini muhafaza etmişlerdir.
2.) AVRUPA HUNLARI
Hunların batıya yönelişleri,
Çu-Talas boylarında devlet kuran Çi-çi Han ile başlar ve M.S. II. yüzyıldan
itibaren yoğunlaşır. Doğuda Çin'in ve Moğol kökenli kavimlerin baskısı
Hunların bir kısmını Çin içlerine yöneltirken bazı Hun boylarının da
batıya göçmelerine sebep olmuştur. Ayrıca kuraklık ve kıtlığın baş göstermesi
ile ağırlaşan hayat şartları, batı da Hun nüfusunun hızla artmasına yol
açmıştır. Böylece Hun kitleleri batı Türkistan'da birikmeye başlamışlardı.
Bu Hun birikintilerinin bir kısmı, sonradan İran'a ve Hindistan'ın kuzeyine
inerek Akhun devletini kuracaklardır. Bazıları da, Güney Rusya'ya doğru yöneleceklerdir.
İşte Avrupa Hunlarının ortaya çıkmaları ve yayılmaları, Türkistan'daki
bu kavimler hareketine dayanıyordu.
Batıya kayan Hun kitleleri IV. yüzyılın ortalarına doğru
siyasî bir birlik kurarak, Alanlara ait toprakları ele geçirmiş ve İtil(Volga)
kıyılarına ulaşmışlardır. Hunlar başlarında Balamır olduğu hâlde önce
Don-Dinyeper nehirleri arasında yaşayan Ostrogotlar'ı ağır bir yenilgiye uğrattılar(374)
ve ardından ileri hareketlerine devam ederek, daha batıda yer alan
Vizigotlar'a ağır bir darbe vurdular(375). Hunların harekete geçirdiği İran,
Slâv, Germen menşeli çeşitli kavimlerin birbirlerini yerlerinden atmak
suretiyle batıya doğru hızla akan büyük bir Kavimler Göçü böylece başlamış
oluyordu.
Bir yüzyıl kadar devam eden Kavimler Göçü, Avrupa ve dünya
tarihî açısından çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Bu göçler
neticesinde Roma İmparatorluğu sarsılmış, 395 yılında ikiye ayrılmış,
495'te ise batı Roma yıkılmıştır. Bu olaylar Orta Çağ'ın başlangıcı
olarak kabul edilmiştir. Çünkü bu dönemle beraber, Avrupa'da
"feodalite" merkezî imparatorlukların yerini almış, bugünkü
Avrupa'nın siyasî ve etnik yapısı bu dönemde şekillenmiştir. Hunların
gelmesiyle Avrupa'da atlı birlikler önem kazanmış, süvari silâh ve kıyafetleri
Hunlardan esinlenmiş ve belki de Orta Çağ Avrupasının şövalye tipi, Hun
Alplerine öykünülerek oluşturulmuştur.
Hunlar, Ostrogotları önlerine katarak, kısa bir süre
sonra Karadeniz'in kuzeyindeki Tuna ve Tisa nehirleri arasındaki verimli ve
stratejik bölgeleri ele geçirirler. Burası, Karadeniz' in kuzeyinden Türkistan'a
kadar uzanan uçsuz bucaksız bozkırların son halkasıdır. Ayrıca bu bölge,
Avrupa'nın önemli yollarının kavşak noktası durumundaydı. Hunlar,
Avrupa'nın içlerine kadar akınlar yapmış olmalarına rağmen bu bölgeyi,
uzun yıllar devletlerinin ağırlık merkezî olarak korumuşlardır. M.S.400
başlarında Balamir'in oğlu Uldız(Yıldız)'ın Tuna'da görünmesiyle
Kavimler Göçü'nün ikinci büyük dalgası da başlamış oluyordu .
Yine bu devirde Attila'nın son zamanlarına kadar takip
edilecek olan Hun dış siyasetinin esaslarının belirlendiğini görüyoruz.
Bu esasları; Doğu Roma'nın baskı altında tutulup, Batı Roma ile iyi ilişkilerin
devam ettirilmesi şeklinde özetleyebiliriz. Nitekim Roma için büyük bir
tehlike oluşturan, Hun korkusu ile yerlerini terk etmiş olan birtakım Germen
kavimlerini bir araya getiren Radagais ancak Hunlar sayesinde ortadan kaldırılabilmiştir.
Uldız birkaç defa Tuna'yı geçmiş, çaresiz kalan Bizans,
barış istemek zorunda kalmıştır. Uldız 410 yılında ölmüştür. Diğer
Türk devletlerinde gördüğümüz ikili devlet düzenini Avrupa Hunlarında da
görüyoruz. Uldız Batı Hun ülkelerinin hükümdarı iken Karaton ise doğuda
hüküm sürüyordu 422 yılı Avrupa Hunları için yeni bir dönemin başlangıcıdır.
Bu tarihte Hunların başında Rua, Muncuk, Aybars, Oktar'dan oluşan Hun hükümdarlık
ailesinden dört kardeşi görüyoruz. Attila'nın babası olan Muncuk erken öldüğü
için Rua merkezde, diğer iki kardeş de doğu ve batı kanatlarında
bulunuyorlardı.
Attila Devri: Doğduğu yer olan Etil=İtil (Volga)'den
ismini alan Attila, 39-40 yaşlarında amcası Rua'nın yanında devlet işlerinde
yetişmiş olarak hükümdar oldu. Başlangıçta kardeşi Bleda ile Hun tahtını
paylaşan Attila, 445'te kardeşinin ölümü üzerine tek başına hükümdar
olacaktır. Daha önce ağır barış şartlarları ile Attila'nın gazabından
kurtulan Bizans'ın barış şartlarına uymaması üzerine Hun orduları Tuna'yı
geçip Trakya'da İki kol hâlinde ileri harekâtlarına devam ettiler. Bizans
başkentini kuşatmak üzere Büyük Çekmece'ye kadar ulaştıklarında dehşete
düşen Bizans'ın barış talebi çok ağır şartlar karşılığında kabul
edildi. (447).
Bu tarihten sonra, Batı Roma'ya karşı izlenen Hun dış
politikasında bir değişiklik gözlenmektedir. İyi ilişkilerin yerini savaş
almıştır. Attila, Galya (bugünkü Fransa) üzerine yürüyüp karşısına
çıkan çok kalabalık Roma ordusu ile ilk çağın en büyük meydan savaşlarından
birini yapmıştır (451). İstediği sonucu alamadığı bu savaştan hemen bir
yıl sonra İtalya üzerine yürüyecektir(452). Papa Büyük Leon idaresindeki
Roma elçilik heyetinin ricaları üzerine Po ovasından geri dönen Attila, 453
yılında anî olarak vefat etti. Attila'nın bu beklenmedik ölümü üzerine
hem Bizans hem de Batı Roma İmparatorluğu rahat bir nefes alma imkanına kavuşmuştur.
Attila'nın ölümünden hemen sonra, pek az sayıdaki Hun
idareci tabakasının hâkimiyeti altında yaşayan yabancı kavimler ayaklanırlar.
Attila'nın oğulları arasında çıkan taht kavgalarıyla zayıflayan devlet kısa
bir süre sonra parçalanır. Hunların bir kısmı Karadeniz'in kuzeyine sığınmışlar,
bir kısmı ise yabancı kavimler arasında eriyip gitmişlerdir. Ancak Attila
ve Hunları hafızalardan silinmemiş, haklarında üretilen efsanelerde,
edebiyat eserlerinde, müzik eserlerinde yaşamaya devam etmişlerdir. Otoritesi
ve yöneticilik kabiliyeti ile Attila, her zaman örnek alınmıştır.
![]()