Milliyetçi Hareket Partisi Ekonomik ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı – Sakarya Milletvekili Sayın Prof. Dr. Münir Kutluata'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapmış olduğu basın toplantısı metni . 30 Haziran 2010
YASAMA YILI SONA ERERKEN EKONOMİNİN VE HÜKÜMETİN DURUMU
AKP Hükümeti 8 yılını doldurmak üzere TBMM 23. Dönem dördüncü yasama yılının sonuna gelindi. Bu vesile ile MHP’nin Türkiye ekonomisi ve halkımızın içine düşürüldüğü durum ile ilgili görüşlerini kamuoyu ile paylaşmak istiyorum.
Tespitlerimiz üç noktada toplanmıştır:
1) TBMM tatile giriyor ama Ekonomi ile ilgili ciddi bir düzenleme yapılmadı.
2) Dünya ülkeleri krizden çıkış şartlarını ve yeni rotalarını belirleme çabasında, Hükümetin ise ne hedefi, ne öngörüsü ne de önlemi var.
3) Ekonominin ve Toplumun bütün kesimleri çöküyor Hükümet ortada yok.
Meclis Tatile Giriyor
Dördüncü yasama yılının sonuna ulaşmış bunuyoruz. TBMM’nin çalışma programı 16 Temmuz’a kadar uzatılmış olmakla birlikte görüşülecek olan yasa tasarı ve teklifleri içinde Türkiye ekonomisinin içine düştüğü durumu düzeltecek Türk toplumunun mahkûm edildiği yoksulluğu giderecek düzenlemeler yoktur.
AKP Hükümeti baştan görmezden geldiği Ekonomik Krizin tahribatını giderecek, işsizliği ve yoksulluğu azaltacak tedbirleri almaktan ısrarla kaçınmakla kalmamış TBMM eliyle yapılmasını istediğimiz düzenlemelere de izin vermemiştir.
Milletimizin aleyhine olacak geleceğini riske atan yasalar söz konusu olunca TBMM’ni sabahlara kadar çalıştıran AKP, Ekonominin hayrına ve milletin lehine olacak yasal düzenlemelerden uzak durmuştur. Bu konudaki örneklerden biri Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu tasarılarıdır.
Nitekim MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli her konuda olduğu gibi ekonomi ile ilgili sık sık yaptığı uyarılardan birini daha net ifadelerle 23 Mart 2010 tarihli grup toplantısında söz konusu tasarılarla ilgili olarak dile getirmiş, aynen şöyle demiştir:
“Bu maksatla, Anayasa değişikliğini önceliğine alan AKP hükümetine, sosyal ve ekonomik hayatı doğrudan ilgilendiren daha acil bir konuda yasa değişikliği çağrısında bulunmak istiyorum:
Partimiz, halen Meclis gündeminde bulunan Türk Borçlar Kanun Tasarısı ile Türk Ticaret Kanun Tasarısı’nın, karşılıklı mutabakat sağlandıktan ve itirazlar giderildikten sonra bir an önce yasalaşması gerektiğine inanmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin, bu kanun değişiklikleriyle ilgili ileri sürdüğü görüşleri saklı kalmak kaydıyla; iktidar partisinin atacağı adımla, buluşacağımız bir mutabakat zemininde, Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu değişikliklerine vardır ve bu konuda hükümeti harekete geçmeye davet etmektedir.”
Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Türk Ticaret Kanunu Tasarısının yasalaştırılması konusunda MHP’nin gösterdiği gayret TÜSİAD, TOBB, TİSK MÜSİAD gibi etkin sivil toplum örgütlerinin ümitlenmelerine ve harekete geçmelerine neden olmuştur.
Sayın Bahçeli 30 Mart 2010 tarihli grup toplantısında konuyu tekrar gündeme getirerek Hükümeti mecliste bekleyen tasarıların yasalaşması için yeniden uyarmış ama bugüne kadar bir sonuç alınamamıştır. Şimdi de meclis tatile giriyor.
G-20 Kararları ve Türkiye
Kriz öncesi ve kriz sırasında ekonomilerinin daha az hasar görmesi için tedbirler alan dünya ülkeleri, her zeminde kriz hasarlarının giderilmesi ve krizden çıkış tedbirlerini görüşüp tartışırken Türkiye’nin ortalarda olmadığını görüyoruz.
G-8 ve G-20 zirvelerinde hem ABD hem AB ülkeleri, hem de üye diğer ülkeler büyümeyi hızlandıracak tedbirlerden yana, ya da bütçe açıklarını ve borçlarını azaltıcı önlemlerden yana tavır belirlerken Hükümetin herhangi bir iddia taşımadığı anlaşılmaktadır.
Hükümet dünyadaki gelişmeleri de Türkiye ekonomisini de sadece seyretmektedir. Ortaya çıkan sonuçlara göre bazı mazeretler beyan etmekle yetinmektedir. Bu arada ortaya koyduğu tahminleri ya da ilan edilen sonuçları sürekli revize etmekle meşguldür.
Kemer sıkma politikaları uygulama alanı bulursa Türkiye’nin AB’ye olan ihracatının yeni bir daralma ile karşılaşacak olmasının Hükümette bir endişe yaratmadığı görülüyor.
G-20 zirvesinden çıkan ve her ülkenin kendi özel durumuna göre önlem alacağı anlamına gelen kararlar, Türkiye’nin özel durumu Türkiye ekonomisini yönetenler tarafından kavranamadığı için henüz değerlendirilmiş değildir.
Türkiye’nin hangi önlemlerle iktisadi daralmanın olumsuz sonuçlarını telafi edici yıllık büyüme oranlarına ulaşacağı belli değildir.
Bugün açıklandığı gibi baz etkisinden kaynaklanan çeyreklik büyüme oranlarını abartmanın bir anlamı yoktur. Bugün açıklanan 11,7’lik birinci çeyrek büyümesinin geçen yılın aynı çeyreğine denk gelen % 14,5’luk küçülme dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Üretime dayalı ihracatla büyüme yerine ithalata dayalı büyüme AKP Hükümetinin bir tercihi olduğu için büyüme rakamlarından önce ortaya çıkan dış açık rakamları moral bozmaktadır.
Hükümet Ortada Yok
Türkiye önce AKP Hükümetinin ekonomik krizini yaşamaya başlamışken ardından gelen Dünya krizi ile ilgili hiçbir önlem almadığı biliniyor.
2009 yılı bütçesi hazırlanırken Hükümetin önlem almak yerine denk bütçe nutukları ile TBMM’ni meşgul ettiği hatırlardadır. Öngörülen bütçe açığının % 500 artış gösterdiği de.
Kriz süresince Hükümet, 57. Hükümetin aldığı önlemlerle sağlam hale getirilen Bankacılık Sektörünün kârlarını başarı diye göstermekle yetinmiştir. Ancak ekonomi çökerken elde edilen yüksek banka kârlarının ifade ettiği anlama aldırış etmemiştir.
Bu süreçte Hükümet ciddi önlemler almak yerine nafile paketler açmakla vakit geçirmiştir.
Muhalefetin bastırması, ekonomiden ve çaresiz toplum kesimlerinden gelen feryatlar sonucu tumturaklı isimler taşıyan boş paketler ortaya sürülmüştür.
Esnaf ve sanatkârlarla ilgili, Değişim Dönüşüm, Destek strateji belgesi ve eylem planı gibi… KOBİ Destek Paketleri gibi… Ulusal İstihdam Stratejisi gibi..
Açılan paketler ve açılacağı vaad edilenler açıklandıkları gün bile ilgili kesimlerce ciddiye alınmaz hale gelmiştir.
Ekonomi ile ilgili önemli bir yasal düzenleme gelmediği için, getirilen torba yasalara bu sözde paketlerin maksadına uygun olarak MHP tarafından verilen iyileştirici önergelerin hepsi AKP milletvekillerince reddedilmiştir.
Bugün 30 Haziran ve emekliler günü bu vesile ile hatırlatmalıyız ki 9 milyona varan bu nüfus kesimimizin krize ezdirilmiş olmasından Hükümetin duyduğu bir hicap yoktur. MHP’nin getirdiği bütün teklif ve önergeler de reddedilmiştir.
Yaz aylarının gelmesi nedeni ile enflasyonu ve işsizliği tarım kesimi ile aşacağını ümit eden Hükümet, açıkladığı tahıl fiyatları ile Türk çiftçisine bakış açısını ortaya koymuştur…
Sebze meyve, fındık ve diğer bütün tarım ürünleri üreticileri ile süt ve et üreticilerinin durumunun da Hükümetin gündeminde olmadığı biliniyor.
Öncesinde hükümetin hiçbir önlem almadığı, yaşanırken de seyirci kaldığı ekonomik krizin görünen sonuçları yanında ekonomimiz dile getirilmeyen çok önemli kalıcı hasarlar almıştır.
Daralan üretim, kaybedilen pazarlar, kronik hale gelmiş yüksek işsizlik oranları, artan yoksulluk toplumun büyük kısmını etkisi altına almış bulunan ümitsizlik ortamı Hükümetin Ekonomi uygulamalarının sonucu olarak herkes tarafından ifade edilmektedir.
Ancak, Hükümetin gizlemeye çalıştığı ve yapısal nitelik kazanmış bozulmalar toplumdaki ümitsizliği daha da arttırmaktadır.
Bunların başında orta kesimin yok olması, toplumun doğrudan zengin ve fakir ayrışmasına uğratılması gerçeği geliyor. Nitekim çok büyük bir kısım fakirleşirken devlet imkânları ile zenginleşen haksız rekabet üstünlüğüne kavuşturulan kesimler süratle birbirinden ayrışmaktadır.
Bir tarafta türedi zenginler bir tarafta sadakaya muhtaç hale getirilen geniş kitleler. Nitekim Sayın Başbakan işsizliği önleme tedbiri olarak zenginlere “Sadakanız olur birer kişiyi işe alın” dediği hatırlardadır. Orta kesimi yok edilmiş bir toplumun savrulmayacağı istikamet yoktur.
Çok önemli bir diğer nokta, şirketlerin el değiştiriyor olmasıdır. Üretim birimlerinin müteşebbislerinin elinden spekülatörlerin eline geçmesine seyirci kalan bir hükümetin üretim ve istihdam diye anlayışı olduğunu kabul etmek zordur.
Bir başka olumsuz gelişme kredi ile üretim ilişkilerin kopmuş olmasıdır. Bu daha çok ekonominin ve istihdamın önemli kısmını oluşturan orta ve küçük işletmeler için söz konusudur.
Krediler üreticiden çok, daha yüksek faizlerle tüketicilere yönlendirilir hale gelmiştir. Ekonomi bütün sektörler ile çökerken sadece bankaların yüksek kârlar sağlamış olması ile övünen bir hükümetin işbaşında olması bu çarkın şimdilik böyle işleyeceğini gösteriyor.
Şimdi soruyoruz;
- Türkiye’yi büyüdükçe dış açık veren, dış ticareti arttıkça borçları büyüyen bir ülke olmaktan nasıl çıkaracaksınız?
- 6 milyona yaklaşmış bulunan işsizlerimizi üretime katmak için bugüne kadar ne yaptınız, bundan sonrası için ne yapıyorsunuz?
Yaz aylarında geçici verimsiz işlerle işsizlik oranlarında görülen göreceli azalma dışında hangi ciddi önlemleriniz var.
- Borçlu işletmeler, borçlu esnaf, borçlu çiftçi ve borçlu hane halkı nasıl huzura kavuşacak? Bırakın Hükümet olmanın sorumluluğunu bu kesimler ekonomiye nasıl dönecek? Tedbiriniz yoksa kanaatiniz nedir?
AKP iktidarı sürdükçe bütün bu soruların cevapsız kalacağı açıktır.
|